23.2.11

Kulaklığım saçlarıma dolaşmıştı. Düğüm olmuştu, dolanmıştı. Acıyodu çözemedikçe. Seninse,kulakların üşüyordu. Beren vardı. Siyah. Canın yanıyor muydu, bilmem ama rüzgara karşı direnmekte zorlandığın besbelliydi.
Sen...
Geldin. Çözdün o karmaşık düğümü. ''Senin canın hiç yanmasın'' dedin. Gülümsedim. Sen iyi ki vardın.
Ben...
Güzel müzikler fısıldadım kulaklarına.
Bereni düzeltip,
''Sen hiç üşüme'' dedim. Gülümsedin.
Sana bir sürü masal yazdım. Çilek çizdi, ben boyadım. Rüzgara karşı direnemeyen kağıtlar yarattık rengarenk. Güzeldi. Masalım bitmişti aslında, 3 nokta bırakmamıştım. Rüzgar aldı yıktı hepsini. Olsun. Ben hep yazarım.
Sen iyi ki varsın. Çok güzelsin, bambaşka...
1. yılımız kutlu olsun. Seni seviyorum.
Portakal.

6.2.11


Bi gün turuncu rengi arabamı ellerimizle ittire ittire Mısır'a gidicez seninle. O girilmemiş odaya girip, ballı papatya çayı içiceğiz orda.

29.1.11


''Niye ağlıyorsun bu kadar'' dedi bugün. Düşünmeden cevap verdim.

25.1.11


Ben küçükken hasta olduğumda annem bana eticin ile gazoz alırdı.

11.1.11

Sana çok güzel şeyler göstereceğim. Yıldızlardan yaptığım kolyeleri, ellerimle topladığım güneşin bütün renklerini. Kuşların seslerini dinliceksin ve huzurun tınısını.

8.1.11


Hareketli olan her şeyi durdurdum, kimseyi konuşturmadım. Duymadım o kuru kalabalığın çığlıklarını, üşümedi hiç ellerim. ''Hoşçakal'' dedim camdan bakarken bana. Gülümsedim. Eve döndüm. Üşüdüm.

5.1.11


Dur şimdi, orda dur. Sadece bak. Yüzüme değil, ellerime bak. Titriyor, üşümüyorum. Hayır. Ama, sen. Sen üşüyorsun. Çok soğuk. Isıt. Yanaklarım kızarsın utancımdan ve sıcaklığından.

3.1.11

Şu an mı..,
Sen, gözlerini o minicik ellerine götürüp ovuşturuyorsun.
Peki ya, yarın?
Yorgunsun.

29.12.10

Hiç bir şey beklemeden birini beklemek gibi kurulan tüm cümleler. Kurulamayan her cümleyse resmen hayal kırıklığı.

27.12.10


Her şeyin güzel olduğu bi yer var. Orada her şey renkli. Şekerler var,güzel. Ve insanlar. İnsanlar gülümser sana. Eylenceli müzikler çalar arkada, herkes resim çizer Gökyüzü bile mavidir. Güneş vardır. Sapsarı ve parlak. Gözünden dökülmez bi damla bile yaş.

22.12.10


Gözümü kamaştırmayı, ışığı vurduğunda, tenimdeki o güzel rengini, bana verdiği olumlu enerjisini, hırkayla gezmeyi ve şehirin rangarek aydınlatılmasını görmeyi. Özlemişim güneş seni. Hep var ol.

20.12.10

Güzel şey seninle bulutlarda yaşamak ve masalın ortasında kötü canavarlar gelmeden mışıl mışıl uyumak.

17.12.10


Hayat, gözündeki değerinde nasılsa öyledir bence. Mesela, ben dünyayı, küçücük avucuma da sığdırırım, gezegene de. Ama bi o kadar da bi çok şeyi içime sığdıramam. Kocaman bi kulenin tepesine çıkıp, bağırmak isterim.

16.12.10

Odanın penceresinden giren ışık ve yarattığı küçük yuvarlaklar. Senin yağtığın gölge oyunları. Ve içine yayılan huzur. İçindeki uyuşukluk. Güzel müzikler. Ve çerçevelenmiş bi kaç resim. Hepsi güzel.

13.12.10


Her yer rengarenk olsun. Her yer gökyüzü olsun. Ve biz o renkli şemsiyelere tutunup bulutlara gidelim.

12.12.10


Günaydın, küçük baloncuklar.
Siz de isterseniz uçabilirsiniz biliyorum, beni içinize hapsedip patlayasıya kadar uçabilirsiniz.

11.12.10


Bu blog hiç bir zaman ''günlük'' olamayacak. Yemin ederim.

3.12.10


Bugün uyuşuk olasım var, saçlarımı yapmayasım, yüzüme bi şey sürmeyesim, bütün gün aynı şarkıyı dinleyesim.

26.11.10

Bu ara içinde bulunduğum ruh halini 5 madde halinde sıralayabiliriz, bunlar;
durağan
sıkıcı
mutsuz
monoton
renk.

24.11.10


İstersem uçabilceğimi söylemiştim demi? Tamam o zaman.

14.11.10


Ergenken bilgisayarıma kaydettiğim şu fotoğraf ne ifade edibilirdi ki bana, şimdi televizyonda görünce çevirdiğim yalın'ın bi kaç duygusal şarkısından ne anlıyordum.
Ne bileyim...

9.11.10


Yolculuklara bayılırım. Nereye gitceğimi ise aslında hiç bilmek istemem. Yönleri sevmem.

1.11.10


Dur dedi,
''gitme''
Dedim ''yorgun görünüyorsun biraz uzan istersen''

28.10.10


Bi kedim olsun. Hep benim olsun.
ve sevgilime şunu diyeyim;
''Ben özlemedim ki seni kedi özledi''

26.10.10

Eskiden ne güzeldi demi, kumdan pastalar yapıp, diz altı çoraplar giyerdik.
Eskiden, dostluklar güzeldi.
Değerliydi.
Yaşlanınca, sallanan sandalyede oturup eski günlerden konuşacağımızı sanırdık.

25.10.10

21.10.10

Şimdi ben burda ders çalışıyodum, dedim ki,
''gidiyim de biraz blog okuyayım'' Okudum. Dedim ki,
''girmişken bişeyler yazayım''
Yazdım. Dedim ki,
''Girmişken güzel bi resim koyayım''
Koydum.
Heh, ne diyoduk.
Renkleri severim.

20.10.10


Peki siz hala lomo ne bilmiyor musunuz?
Çocukların gözünden öğrenin.


20 yaşındayım.
Ne istediğim üniversitedeyim, ne de istediğim bölümde.
Ne istediğim gibi bi hayatım var ne de istemediğim.
Bi sürü güzel müziğim var. Bi sürü güzel fotoğraf.
Kocaman bi gökyüzüm var, merdivenlerim.
Ve elma toplayan bir çirkinim.

18.10.10

Onun yanında aydede bana hep gülümserdi. Battaniye ise ne zaman üzerimden düşse, o tekrar örterdi. O iyi ki vardı.

13.10.10


Her zaman gökyüzünü çok sevmişimdir. Yıldızları, ayı, güneşi ve aydedeyi.

Hiç bi zaman senden böyle bişey beklemedim ben. Elini başıma götürüp ''kızım'' demeni beklemedim. Elimden tutup beni oyuncakcıya bile götürmeni beklemedim. Hep yaklaştım sana. Hep 5 aldım ki ben. Hep iyi bi kız oldum. Ama hep ağladım. Deli gibi, saatlerce. Ama senden asla bi ''teşekkür'' beklemedim. Ben hep teşekkür ettim sana. ''Baba'' o dedim. Ne yapsa haklıdır, Her baba böyledir heralde...
Bak büyüdüm. Değişen hiç bişey yok. Sana her zaman ki gibi çok kızgınım. Her zaman ki gibi sevgisiz. Ve hala aynı şey aklımda ''bence beni seviyo yine de''...
Senden hala bişey beklemiyorum baba. Bekleyemiyorum. Ama bil ki elimden tutup ''hadi gel barbi bebek almaya''desen hayır diyemem. Biliyo musun, ben hala büyümedim. Hala küçük, simsiyah kahküllü saçları olan saçma sapan bağırıp incittiğin kızınım.
Teşekkürler Baba.

12.10.10

merhaba. bizim evde fare var. mutluyum. hep evimde fare olsun isterdim çünkü. sinirliyim. sinirimi de senden çıkardım blog. görüşürüz.

7.10.10

Okullarda ders başlamış, trafikte uçak kaçmış.

1.10.10

Hiç kumdan pastalar yapmadık çünkü, hiç saklambaç oynamadık seninle. Bi abla bile olamadım demi?

28.9.10

Ağlamak istediğim zaman açtığım bazı şarkılar vardır. mesela çok küçükken ''Çanakkale Türküsü''nü açıp saatlerce ağlardım. Ha komikmiş o ayrı. Bu ağlama isteme alışkanlığımın hala devam ettiği şu günlerde, şu an keşfettiğim bi şarkı ''oha lan, bu işte'' dememi sağladı. Athena beni hep eylendirirdi ama bu kez ''hasiktir'' dedittirdi. Birazı,
-Doymuş gibi bak, duymuyor gibi bak.
Tamam hiç romantik bi söz değil ama çok romantik bence yine de.

26.9.10

yeni müziklere ihtiyacım vardı, sankinliğe filan. jehan barbur ilaç gibi geldi. canım ya. o da blog yazıyo. http://www.catidakicimenler.blogspot.com
bugün boyumu falan ölçmek için mezureyi çıkarttığımda hatırladım da, küçükken en sevdiğim şeylerden biriydi mezureyi sarmak. çok iyiydim olum ben küçükken. günlük falan tutardım, kağıtlardan gemiler yapıp leğende yüzdürürdüm. mezure sarıp gülümserdim. yeşil elma yiyip dişlerimi kanatırdım. ben küçükken daha güzeldim. kahküllerim vardı o zaman da. o zaman da ıslak çalamazdım.

25.9.10

ay insanlar o kadar güzel bloglar yazmışlar ki utandım kendimden. hem nerde istersem uçuyorum be.

15.9.10

bak bak ne dicem, ananemlerin sandığının en altında kalan polaroid makineyi hayata döndürmeye gitcem birazdan. mutluluk saçan bu durum değil mi bariz.

10.9.10

Senin gibi beni kimse sevmedi.


Böyle bişeyler isterim.
turkuaz.
deniz.
huzur gibi.
ne bileyim
yalnızlık gibi de.
dinlediğim en güzel şarkı gibi.
aman ne bileyim.
bi değişiğim zaten.
kimse arkamdan konuşmasın artık nolur!
bugün ''türkçe pop günü'' olsun. nil karaibrahimgil, yalın olsun.

27.8.10

3 gündür rejim yapıyorum. 1 kilo verdim. rejimin adı ''sadece havuç ye diyeti'' diyeti. doğru bi karardı. çünkü bana kimse şunu demedi '' ay ümran 20 kilo fazlalığın var onu da versen bişeyin kalmıcak''.

20.8.10

istanbuldayım. 7. kattayım. evde ekmek yok. 3 gündür. 3 gündür evden çıkmıyorum. teyzem ve levo dışında insan yüzü görmedim. bütün dizilere başladım. domates kestim, peynir kestim. ekmek vardır belki diye umut ettim. baktım yoktu. inmedim. üşendim. ya evet üşendim. onları yedim. domatesin suyuna banmadım. tam bi gerizekalıyım. asansör bozulup duruyomuş ya, ondan korktum galiba. üşenmedim bence. niye depresyonda gibi davranıyorum. istanbuldasın lan salak 3. bildiğin taksimi, kadıköyü falan olan. hani sen kadıköyü çok severdin. hani sen kimse olmasa da giderdin len dingil. tamam lan şimdi giyincem ve gitcem kadıköye. zaten yarışma için 2 tane daha fotoğraf yüklemem lazım. bahane olur. tamam lan 319a binip gitcem. kim demiş. gitmicem. kandırdım. hehe. kandırdım. gitmiyorum. git-mi-yo-rum. of. kafayı yidim. canım çikulata bile çekmiyo salak. neyse ben oturma odasındaki duvara bakmaya gidiyorum. asansörsüz. en güzeli.
ay çok komiğim ben ya. şimdi farkettim. 2 hesabımla da izleyicim olmuşum. zaten elde var 3. ay çok komiğim ya. ya hayır şeeeey. zavallının tekiyim. bir izleyicim bile yok, hadi gülümse dicek kadar da düşmedim ama.

19.7.10

Aklımdan bi sürü şey diyorum ben mesela mı?

mesela,
- evde donasıya kadar klimanın altında oturup, cat power dinlemeyi hiç bişeye değişmem.
- kendimi bazen çok gereksiz, beceriksiz, işe yaramaz, acur gibi hisseterim.
- ama domatesi severim. hatta domatesiseverim diye blog alsam 928272 tane izleyicim olur mu diye de düşünmüyo değilim.
- babamın benden de gereksiz bi insan olduğunu söylemem de hiç sakınca görmüyorum.
- ilçede oturmaktan nefret ediyorum. bunun yerine doğuda ilde oturmak daha cazip geliyo ne yalan söyleyim.
- şeyi çok seviyorum mesela. google'dan bi sürü fotoğrafçı bulup, sayfalarını yeni sekmede açmayı. gerçekten seviyorum. şaka değil. ''yenisekmedeaç'' diye mi alsam twit nikimi bilemedim.
- bi sürü blog okuyorum. flickr'ları inceliyorum.
- lomo istiyorum. bide bi sürü boncuk.
- özgür gibi görüküyorum galiba ordan, ama değilim. bakkala giderken bile babamdan izin alıyorum.
- şaka değil gerçek.

11.7.10

benim bi kere sevgilim vardı. ve onun da doğum günüydü. ''iyi ki doğdun'' demek hiç bi kadar anlamlı olmamıştı.
ben bi kere babamı uyurken izledim. uyuyodu bildiğin. ama ellerini kaşıyodu. sanki uyanık gibi kaşıyodu ama. yavaş yavaş. ve sürekli. ilginç.

10.7.10

ben bi keresinde atlı karıncaya binmiştim. hiç eylenceli değildi. evde oturup güzel yazı defterime süs çizmek bile daha eylenceli gelmişti. bu gerçekten de böyleydi. düşünüyorum da ''atlı karınca''. hayatımda duyduğum en saçma isim. isimdi. atla karıncayı bi anda düşünmek istemiyorum ben. evet ben hala 8 yaşındayım. ne var.
ben bi kere daha blog açmıştım.
Ben buraya çok çirkin şeyler yazabilirim. Ben buraya çok güzel şeyler de yazabilirim.